12 Temmuz 2012 Perşembe

İtibarınız kadar konuşun


Türkiye Futbol Federasyonu (TFF)’nin iyi idare edilemediğini, itibarının yok olduğunu, marka değerinin ayaklar altında olduğunu söyleyip duruyorum. Bunları yazarken laf olsun diye yazmıyorum ya da işkembeden atmıyorum. Yazdığım her satırın, söylediğim her sözün arkasındayım.

Peki, Türk Futbolunun marka değeri, itibarı nasıl belirlenir? Kriterler ne? Ne zaman iyi yönetildiğini iddia ederiz?

İtibar yönetimi diye bilimsel bir olgu var! Olmazsa olmazlar ve olmayacaklar var.

Lider Kalitesi
Bir kurumun itibarı öncelikle liderinden kaynaklanır. Lider dediğimiz kişi o kurumdaki herkes tarafından benimsenmeli, kişisel itibarı da en az temsil ettiği kurum kadar güçlü olmalıdır. Lafına, sözüne inanılmalıdır. Geçmişi temiz olmalıdır. Yaptığı işte belli başarıları bulunmalıdır. Yani eğer Türk futbolunda itibardan bahsedeceksek öncelikle bu saydığım kriterleri taşıyan kaliteli bir liderimiz olmalıdır.

Yönetim Kalitesi
Lider yöneteceği kurumu tek başına yönetmez. Bir ekibi vardır. Bu ekibin her bir bireyi aynı kalitede olmayabilir. Bazen bazı isimler alanlarında uzman oldukları için yönetimlerde yer alırlar.  Bu kişilerin eksik yanları, yönetim içindeki diğer bireyler tarafından giderilir. Önemli olan yönetim kalitesidir. Eğer verilen kararlarda kalite ve başarı varsa itibar konusunda bir adım daha ileriye gittiniz demektir.

Ürün-Hizmet Kalitesi
Türk futbolunun yönetilmeyi bekleyen başlı başına ürünleri vardır. Bu ürünlerde belli bir standartı ve kaliteyi yakalamalıdır ki toplam kaliteye etkileri olsun. Aslında bunlar işin vizyonudur bir anlamda. Süper Lig, 1. Lig, Türkiye Kupası, Milli Takım, MHK her biri Türk Futbolunun ürünleri ve hizmetleridir. Ürün defolu hizmet eksikse itibardan ve marka değerinden bahsetmek pek mümkün olmaz.

Finans
Elbette olmazsa olmazlardan biri de paradır. Para yoksa kalite düşer. Kalite yoksa itibar da yok demektir. Eğer siz gelirleriniz doğru yönetemezseniz, yakın gelecekte o gelirleri de kaybetmeye başlarsınız.  Futbolda para yönetimi de tecrübe ve itibar işidir. Kendi itibarınız ve tecrübeniz yoksa kurumun itibarından söz etmek biraz hayal olur.

Çalışan Kalitesi
İtibarlı kurumlarda çalışanların kalitesi de çok önemlidir. Eş, dost, ahbap yerine o işi bilen tecrübe ve eğitim sahibi kişiler çalıştırılırsa işler yürür. Başarı gelir. İtibar oluşur. Marka değeri tavan yapar.
Ve en önemlisi futbol bir keyif işidir. Oyundur. Bu bilinç futbolsevere aşılanmalıdır. Yani Türk Futbolunu yönetenler sosyal sorumluluk sahibi olması gereken insanlardır. Birinci vazifeleri futbolu sevdirmek, futbolseveri mutlu etmek ve onları futbolun içine sokmaktır. Herkes futbol oynamaya başlar ya da futbolun bir paydaşı olmayı başarabilirse hedefe ulaşılmış olur. Zaten hedefe ulaşmış bir kurumda itibar sahibidir.
Şimdi bu satırları okuyanlardan ellerini vicdanlarına koyarak yanıt vermesini bekliyorum. Son 4 yıldır yukarıda saydığım kriterlerin kaçı Türk Futbolunda mevcut.  İtibar ve kalite bu satırlarda gizli bakalım bulabilecek misiniz?

FUTBOLU BİZ Mİ KURTARACAĞIZ?

İşte bu itibar ve kalite ortamında haftada bir toplanarak Türk futbolu üzerine konuştuğumuz çekirdek bir gurubumuz var. İçinde spor yazarlarının, yorumcuların, muhabirlerin, spor hukukçularının bulunduğu bu gurup, köşe başlarını tutmuş örümcek kafalara inat, Türk Futbolunu konuşuyor, fikirleri tartışıyor kısacası beyin fırtınası yapıyor. Her geçen günde aramıza yeni isimler katılıyor. Çok ilginçtir bu kadar spor adamının içinde olduğu bu gurubu, futbolun çok dışından Kerim Ayanoğlu isminde gencecik bir arkadaş bir araya getirdi. Bu platformda herkes özgürce düşüncelerini dile getiriyor. Fikirler masaya yatırılıyor, olgunlaştırılıyor. Hepimizin mesleklerine katkı haline gelecek formlara dönüştürülüyor. Benim yazılarım için de buradan iyi malzeme çıkıyor. Zaten son zamanlarda futbolla ilgili yaptığım tek aktivite de bu olsa gerek.

Yazdığım yazılardan ciddi şekilde rahatsız olan bir kitle var. Muhalif tarzım, tarafsız durma gayretim ve en önemlisi objektif yansımam bazılarını mutlu etmiyor. Bunlar arasında meslektaşlarım da önemli bir yer tutuyor. Çünkü birçok gazeteci arkadaşımın çalıştıkları kurumlarda, gerek patron baskısından gerek siyasi baskıdan ve de gerekse Türk Futbolunu yöneten isimlerin kendilerine yakın olmasından dolayı, olanı biteni tüm çıplaklığıyla dile getirmeleri mümkün olmuyor. Doğal olarak bu isimler, gerçekleri dile getirenlere de sıcak bakmıyorlar. Çünkü o zaman kendi eksiklikleri ortaya çıkıyor.

İster birilerinin hoşuna gitsin ya da gitmesin, ben düşüncelerimi yazmaktan geri durmayacağım.  Her platformda bunları dile getireceğim.

Futbol Adamı diye tanımlayabileceğimiz bazı isimler de bana “Türk Futbolunu sen mi kurtaracaksın?” diye soruyorlar. Elbette futbolu ben kurtaracak değilim ama kurtaracak bir ekip olursa da seve seve o ekibin içinde yer alacağım.



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder