9 Şubat 2012 Perşembe

Top Başbakanın iki dudağının arasında

Yazılarımda defalarca belirttim; Siyaseti sevmem, siyasetten anlamam.  A Partisi, B Partisi beni hiç ilgilendirmez. Ben aldığım hizmete bakar, seçim döneminde oyumu ona göre değerlendiririm. Sıradan bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyım. Ve bu bağlamda da Sayın Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan’ı seviyor ve takdir ediyorum. Gördüğüm siyasetçiler içinde bu ülkeye en faydalı hizmetleri getirenin o olduğuna inanıyorum.

Ancak, bir sporsever olarak yukarıdaki olumlu sözlerimi spor için verdiği hizmetler için sarf edemeyeceğim. Sayın Başbakanımızın ciddi anlamda başarısız olduğu, hatta eline yüzüne bulaştırdığı bir konu varsa o da ‘Spor’ dur.

40 yaşımın arifesindeyim ve kendimi bildim bileli sporun içindeyim.  Mevcut ömrümü spora adadım dersem sanırım mübalağa etmiş olmam. Eh bu kadar sporun içinde olunca insan ister istemez bütün federasyonlarla içli dışlı oluyor. Sporun içinde kiminle konuştuysam ki ‘bunların içinde Recep Tayyip Erdoğan’ın dostları, sevenleri hatta fanatikleri de mevcut’  dert yanıyor, hiçbir şeyin eskisi kadar keyifli olmadığını söylüyor, şikâyette bulunuyor. Basketbol camiası da mutsuz,  boks da, yüzme de... Evet, yaşanan süreçte ciddi anlamda tesis yapılmış ve maddi olanaklar artmış durumda, ama spor ruhunu yitirmiş, spor yapanlar da amaçlarını değiştirmiş gözüküyor.

Sporun kardeşlik, dostluk ve barış olduğunun unutulduğu bir dönem yaşıyoruz. Holiganizm, fanatizm tavan yapmış durumda. Kumarın yasal bir şekli olan bahissin tetiklediği şike ve teşvik ayyuka çıktı. Sporu kişisel çıkarları için kullanmak isteyen karanlık insanların, federasyonlarda, kulüplerde cirit attığı bir ortamdayız. 

Futbol ülkemizin en popüler sporu olması nedeniyle buz dağının görünen kısmını temsil ediyor. Diğer spor dallarında ve federasyonlarda da durum bundan çok farklı değil açıkçası.


Aslında temel sorun işin ehli olmayan insanların, salt “Bizden olsun, ne olursa olsun” yaklaşımı ile karar makamlarına getirilmesinden kaynaklanıyor. Bu yaklaşım başka alanlarda işe yaramış olabilir ama spor da yaramadığı apaçık ortada.

Bu şahsi bir inat mıdır yoksa iktidarın gerekli gördüğü bir politika mıdır bilmiyorum? Bildiğim tek şey bu yaklaşımın ülke sporuna verdiği zarar.

Tarihe tanıklık edeceğiz

Türkiye Futbol Federasyonu (TFF)  ile ilgili bugüne kadar yazdıklarımın büyük birçoğunun çıkması aslına bakarsanız beni mutlu etmiyor. Keşke ben yanılmış olsaydım da bu yaşanılanlar gerçekleşmeseydi.

TFF’nin kaderi 27 Şubat’ta yeniden yazılacak.  TFF’nin başına gelecek kişi ağır bir yükü omuzlarına alacak. Adeta her şeyi sil baştan yapacak ve futbolun geleceğini belirleyecek. Vereceği her karar, yanlış atılan bir adım belki de sakatlanmış Türk Futbolunun sonunu getirecek.

Türkiye Futbol Federasyonu diğer bütün spor branşlarından ve hatta resmi kurumlardan farklı olarak kanunla belirlenmiş bir özerkliğe sahip. Ancak maalesef bu özerklik kağıt üzerinde olmasa da fiiliyatta sona ermiş gözüküyor.

Sayın Başbakanımız,  demokrasi konusunda gösterdiği hassasiyeti maalesef TFF ‘de gösteremedi. Her ne kadar ben inanmak istemesem de, bugün herkes TFF konusundaki nihai kararı Başbakanın verdiği konusunda hem fikir. O zaman neden adına özerk Türk Futbolu diyoruz? Sadece UEFA ve FIFA’dan korktuğumuz için mi? Kulüpler ve Türk Futbolunu oluşturan taban birlikleri kendi kararlarını vermekten aciz mi? 

Kim TFF Başkanı olmak istemez ki? Ama şu an herkes korku içinde.  Ya Başbakan karşı çıkarsa ya başka birini işaret ederse! Herkes ona endeksli. herkes ondan işaret bekliyor. Top Başbakanın iki dudağının arasında

Ulusoy aday olmaz

Şunu samimiyetle söylüyorum Türk Futbolu içinde taraflı tarafsız herkes şu an için Haluk Ulusoy ismi etrafında hem fikir. Herkes yaşanılan bu kaostan kurtaracak tek ismin O olduğunu biliyor. Tecrübesi, ilişkileri ve otoritesi ile kısa sürede krizden çıkarabileceğini düşünüyor. Ama dillendiremiyorlar! Tellafuz edemiyorlar! Açıklayamıyorlar! Çünkü korkuyorlar…

Haluk Ulusoy bir işadamı. Türkiye’nin en önemli Holdinglerinden birinin başında.  Ünse ün, paraysa para, itibarsa itibar! Muhteşem bir ailesi, etrafında yüzlerce aile dostu ve seveni var. Telefonu bir dakika susmuyor. Kimin başı sıkışsa, kimin derdi varsa aradığı tek isim Haluk Ulusoy! O da Hızır gibi yardımına yetişiyor arayanların. Kimseyi geri çevirdiğine şahit olmadım henüz. Elinden geleni hatta fazlasını yapıyor çoğunlukla.  Ama işte onun da bir kusuru var; Futbol Sevgisi!

Aslında hiç de ihtiyacı yok TFF Başkanlığına. Ama seviyor işte futbolu! Ne zaman ziyaretine gitsem, etrafında hep futbol adamları var. Konuşulan tek konu futbol.  Futbolla yatıp, futbolla kalkıyor. Aslına bakarsanız yılmış durumda yaşanılanlardan. Kapatın futbol mevzuunu diyor, diyor demesine ama iki dakika sonra yine konuyu ister istemez o açıyor. Çünkü bu sevgi benliğine işlemiş durumda.

İşte futbol aşığı bu Haluk Ulusoy aday olmayacak! Girse yüzde yüz kazanacağını bildiği bu seçime girmeyecek!  Mevcut şartlarda ben de varım demeyecek. Çünkü demokratik bir ortam yok. Şartlar adil değil. Hakkaniyetli olmayan bir yaklaşım söz konusu. Başbakanımızın ona karşı takındığı ‘anlamsız kin’ Demokles’in Kılıcı gibi tepesinde sallanıyor! Siyasi erk tarafsız değil. Görünen o ki tarafsız olmaya da niyeti yok! Şimdi bu şartlarda nasıl aday olsun Haluk Ulusoy? Kelleyi koltuğunun altına alıp, ailesinin geleceğini nasıl riske atsın?

2008 Mart’ında Haluk Ulusoy ve Yönetim Kurulu arkadaşlarını görev süreleri devam ederken alaşağı eden siyasi iradenin başındaki isim olan Başbakanımız çıkıp Beni bu işe karıştırmayın özerk futbol kendi başkanını kendi seçsin. Hatta benim hoşlanmadığım kişiler bile aday olabilir. Seçilen her kim olursa olsun arkalarındaki en büyük güvence benim tarzında bir açıklama yapmadığı müddetçe her hangi biri seçime girebilir mi? Ya da girmeli mi? Kim karşısına alabilir ki bir ülkenin Başbakanını? Top Başbakanın iki dudağının arasında!

Bu saydıkların sadece Haluk Ulusoy için değil diğer adaylar içinde geçerli. Başbakana doğrudan bağlı olan Mehmet Atalay nasıl ondan izin almadan adaylığını açıklayabilir ki? Ya da bu devlette iş yapan ve sürekli devletle karşı karşıya gelen hangi iş adamı icazet almadan adaylığını ilan edebilir?

Akıllara ziyan bir sandık sistemi

Diyelim ki biri çıktı her şeyi göze aldı ve adaylığını ilan etti. Ya seçenler? Seçenler nasıl ona oy verecekler, karşısına Başbakanın başka bir aday çıkarması durumunda?

TFF Genel Kurul seçimlerinin nasıl yapıldığını kaçınız biliyor? 300 küsür delege tek bir sandıkta oy kullanmıyor. Süper Lig kulüpleri ayrı, Bank Asya Kulüpleri Ayrı, 2. Lig kulüpleri de guruplarına göre ayrılmış sandıklarda oy kullanıyorlar. Elbette taban birlikleri de ayrılmış bir sandıkta. Hal böyle olunca hangi sandıkta kim nasıl oy kullanmış hemen ortaya çıkıveriyor. Sözüm ona gizli oy açık tasnif! 2008 de yapılan oylamada yaşananlar daha dün gibi aklımızda. Oy kullanmaya giden delegeye zarf ile birlikte iki adet oy pusulası verildi ve zarfa konulmayan oy pusulası kabak gibi ortada kaldı. Hatta bir çok delege doğru oy kullandığını ispatlamak için, meşhur futbol adamı şike sanığı Göksel Gümüşdağ’a teslim etti, kullanmadığı pusulasını! Yani aslında şike ile gelmişlerdi, şike ile gittiler!

Bu arada mert, cesur ve kararlı bir yaklaşımla, adaylığını daha ilk günden ilan etme cesaretini gösteren İbrahim Hacıosmanoğlu’nu da kutluyorum. Lakin adam gibi adam olan ve tutarlı projelerle yola çıkan Hacıosmanoğlu’nun da işi bu delege yapısı ile zor gözüküyor. Siyasi erk tarafsızlığını ilan etmezse seçilmesi mucizelere kalmış durumda. Umarım yanılırım.

Haziran ayında sorduğum bir soru vardı, tekrar sormak istiyorum; “Sahi Türk Futbolu gerçekten özerk mi?”

3 yorum:

  1. Öncelikle ellerinize sağlık yazı çok güzel olmuş... Türk Futbolu Özerk değil bu net bir şekilde ortada. Zaten bu aykırı durumlar sistemin doğru bir şekilde yürütülmemesinden kaynaklanmıyor mu... Nalıncı keseri misali herkes bana demokrasi olsun, bana adalet olsun, hep bana hep bana dediği için bugün gittikçe dibe vuruyoruz.

    Mehmet Atalay bu şartlar altında üzerinde forması olmayan, en büyük hükümet desteğine sahip ve gözlemlediğim kadarıyla "çok düzgün" bir olarak anılan farklı bir karakter.

    Aslında ikinci paragraf bu kriz için en gerekli kişi profilini özetliyor. Madem ki futbol özerk değil o zaman kuralına göre oynayıp Mehmet Atalay'ı seçmek şart...

    Sonuçta karar ne olursa olsun tartışılacak ancak üzerinde bir forma yaftası olan kişilerin olması sürecin atlatılması esnasında yada akabinde yeni bir seçim doğurabilir. Malum yıpratmak çok kolay... Ancak hükümet destekli olmanın yanında bir formaya sahip olmamak sürecin en az sancıyla atlatılmasını sağlayacağı kanaatindeyim...

    3 Temmuz'daki olaylarla ülke sporunu tertemiz yapma şansını kaçırdığımız günlerden itibaren şaşılacak bir şekilde hep yeni bir fırsat çıktı karşımıza hiçbirini olumlu kullanamadık bari bu seçim ile bu talihsizliğe bir son verelim..

    YanıtlaSil
  2. Gerçekten bu şekilde mi seçiliyor TFF Başkanı? O zaman diyecek bir şey yok! Padişahım çok yaşa!

    YanıtlaSil
  3. Maalesef TFF'de işler böyle kötü yürüyor işte. Seçimler ise tam skandal. Bir kaç gün sonra bir kaç önerim olacak. Seçim sistemi ve kurtuluş reçetesi ile ilgili...

    YanıtlaSil