18 Aralık 2010 Cumartesi

Hiddink'in maaşı bir çorba parası


Ne acıdır ki Türk Futbolu her geçen gün daha da kötüye gidiyor. 

Bir kar rejimi içine sokulan futbolumuzun nereye koştuğunu, kimse cesaret edip anlatamıyor. Daha doğrusu anlatanlar bir şekilde susturuluyor. Çünkü bazı gerçeklerin su yüzüne çıkması bazı kişilerin aşına fena halde su katıyor.

Türkiye Futbol Federasyonu’nun (TFF) yazın yapılan mali genel kurulunda, hepinizin yakından bildiği gibi, bir TFF yönetiminin futbol tarihinde ilk kez ibra edilmediğine şahit olmuştuk. Türkiye’nin en büyük gelir kalemlerinden birine sahip olan dev kurumu, milyonlarca dolar gelire, onlarca sponsora ve hatta devletin büyük desteğine karşın zarar içindeydi. Oysaki bir önceki yönetim TFF’yi tarihinin en büyük kârıyla bırakmıştı. Ama gelin görün ki aradan sadece 2 yıl geçmiş olmasına karşın artan sponsorlara rağmen mali tablo içler acısıydı.
TFF yönetimini Haziran’da yine bir genel kurul bekliyor. Futbol kulislerinde konuşulduğu kadarıyla seçimli bir genel kurul olacak bu.  Ortak kanı da mevcut Başkan Mahmut Özgener’in aday olmayacağı, yeni adaylar çıkacağı yönünde.  Muhtemel adaylar arasında adı geçenler, Başbakan’ın ile aile bağları bulunan Aziz Yıldırım güdümlü İBB Başkanı Göksel Gümüşdağ,  Antalya’da seçim kaybettikten sonra yine Başbakan tarafından sahip çıkılan Menderes Türel ve Başbakan’a yakınlığı ile bilinen Hakan Şükür. Haziran’a kadar birkaç tane daha aday çıkması bekleniyor. Bu isimler yıpranmamak için son dakikaya kadar adaylıklarını ulu orta telaffuz etmiyorlar.

İş böyle olunca mevcut yöneticilerin paçası fena tutuştu. Gelecek yönetimde kendine yer bulmak isteyen bazı yöneticiler işi sıkı tutmaya başladılar. Nitekim ibra edilememelerine rağmen istifayı düşünmeyen TFF yöneticileri, mali durumdan rahatsız olmuş olacaklar ki yeni bir tasarruf politikasını benimsemişler. Genel Kurul da delegelere dağıtılacak kitapçıkta bu tasarruftan göğüslerini gere gere bahsederler artık!

Part- time hocamız Guus Hiddink’i, A Milli Takımın başına yaklaşık 4 milyon Avro gibi astronomik bir rakama getiren, maç başına galibiyet primi olarak 300 bin avro ödeyen ve Avrupa Şampiyonası’na Milli Takımımızı götürmesi durumunda 2 milyon Avro ekstra prim ve bir dünya bonus  ile 5 milyon Avroyu gözden çıkarabilen tasarrufçu yöneticilerimiz, TFF çalışanlarının görevli olarak yurt dışına çıktıklarında aldıkları 50 ila 100 Avro arasında değişen harcırahları kaldırmışlar. Bununla da yetinmeyip İstinye’de ki merkez bina dışındaki çalışanlara verilen 15TL yemek parasını da %50 indirim yaparak 7TL’ye çekmişler. 

Hollandalı hocamız için tüm cömertliklerini gösteren ve bu çerçevede part-time hocamızın, Türkiye'ye gidiş gelişlerindeki tüm birinci sınıf uçak biletlerini karşılayan, Türkiye'de kaldığı süre içinde Çırağan'daki konaklama masraflarını eksiksiz olarak ödeyen TFF yöneticileri, söz konusu 50 avroluk harcırah ve 15TL’lik yemek parası olunca bir anda tasarrufa başlıyor.

Huzur hakkı adı altında para alabilmek için, toplantılarının büyük bir çoğunluğunu İstanbul dışında gerçekleştiren, seçilmiş yönetici olmalarına rağmen TFF’den maaş almaktan çekince duymayan, yurt dışı seyahatlerinde oy deposu olarak gördükleri kulüp başkanlarını limuzinlerde taşıyan TFF yöneticileri, çalışanların bu yasal hakkını bir anda yapılacak en önemli tasarruf maddesi olarak benimsemişler.
Detaylara girerek canınızı sıkmak, sizi rakamlara boğmak istemiyorum. Ancak görünen o ki TFF hem maddi, hem manevi açıdan bir çöküşe doğru gidiyor.  

Rakamlarla aram iyi değildir. Ekonomiyi, muhasebeyi hiç bilmem.  Ama sokaktan geçen birinin bile görebileceği gerçekler vardır. Gerçekçi bir tasarruf politikası izlemeyen TFF yöneticileri de, çalışanların yurtdışı harcırahlarından yapacağı kesinti ile milyonlarca dolarlık zararlardan kurtulamayacağını biliyor. Fakat aynı yöneticiler mali tablolarda yapılacak rakamsal oyunlarla zarardan geçici de olsa kurtulmuş gibi gösterilebileceğini, muhasebede 2 kere 2 nin her zaman dört etmediğini çok iyi biliyorlar. Tasarruf, işin dostlar alışverişte görsün kısmı.

Şunu çok iyi biliyorum, yönetimleri boyunca sürekli olarak Başbakanlık Teftiş Kurulu tarafından denetim altında tutulan Haluk Ulusoy ve çalışma arkadaşları, şu anki mevcut yönetimin şuursuzca yaptığı harcamaların binde birini gerçekleştirmiş olsalardı, şu anda kendilerini cezaevinde ziyaret ediyor olurduk.




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder